|
|
|
Küçük Kancabaş |
 |
 |
 |
|
 |
 |
 |
|
 |
 |
|
|
Bir zamanlar Güney
Marmara’nın tüm sahillerinde, kancabaşlar
salınırdı. Oniki çifte kürekli olanları vardı
gemi misali. Alamana takımlarının en babayiğit
cengaveriydiler, Voli kapma yarışının gösterişli
pehlivanları, dört halat ığrıp taşırlardı kıç
üstlerinde. Ambarında on iki oturak, her
oturakta iki hamlacı, Toplam kırk tayfa hisa
ederdi reis mola dediğinde., Lostromoların
bağırtısı yırtardı geceyi, fır dönerdi bir
koldan diğerine.
- Bir yalı kıyısandaaaaaa!!!!
- Yürya beraber!! Ha gayret!!!
- Ha gayret levendismu, ha gayret palikaryamu!
Ağlar barç yaptı hisa beraber!!!......
Çaveller dolusu sardalya tuzlanırdı bir zamanlar
Marmara da. Kolyoz kafası kırardı çocuklar
sabahtan akşama. Sokalar balık kokardı, zeytin
kokardı, tuz kokardı. Lakerda yenirdi kahvaltıda
ekmeğin yanına katık. Piyadeler vardı o vakitler
çubuk boyalı bordalarıyla, afilli bodoslamaları
çifte su verilmiş hançer misali.
Gün geldi, deniz bitti sanki. Kimi
komşularımızın adları dahi değişti. Artık yok
Panayot amca, karısı Despina yok. Bir sabah ne
varsa eşyaya dair götürülebilir, yüklediler adı
Palati olan bir kancabaşa, Dümen tuttular
Ege’ye, aşağıya. Çok sonra duyduk; kuzeyde bir
ada vermişler onlara. Hasretin kaçta kaçını
seyreltir bilemem ama ad vermişler yeni
yurtlarına; Neos Marmara. Vefa gösterip korumuş
gözetmişler, Palati’yi. Şimdi hasretin, sürgünün
hatırası, baba ocağının yadigarı bu kancabaş,
sergilendiği yerde sesizce anlatır eski güzel
günleri. Anlatır Marmarayı, sinarit dolu ağları,
kumda dizili kılıç balıklarını.
Kimse kılıca çıkmıyor artık, zıpkınlar paslandı.
Baharın geldiğini bir erik ağacından bilirdik,
bir erguvandan, birde kalas kuşanan
kancabaşlardan. Ne oldu o eski reislere, o düşük
omuzlu kara yağız levendlere? Gün oldu devran
tamamladı devrini onlradan yana ve bindiler o
mor kuşaklı, mekik endazeli zarif piyadelere;
yelken açıp, kürek çaldılar maviye bir sabah.,
öptüler tuz kesmiş çocuk saçlarımdan.
Gittiler…
Hüsam Özenç |
|
|
|